4 Mart 2015 Çarşamba

Çıkmazın kelime anlamı benim. Nereye, nasıl, kiminle ve niye gideceğim belirsiz. Uzaklaşmak istiyorum, cesaretim yok. Dünyalar kadar değersiz hissediyorum. Bunu bir kişi böyle kolay nasıl hissettirebilir aklım almıyor. İzlediğim her sahne, yakınımdaki herkes benden mutlu.

Ben mutlu olmayı bilmiyorum.
Mutlu olmam için bir şeyler yapanlar çok az. Belki de yok şu sıra.

Yalnız ağlıyorum, eserini görmek isteyen herhangi biri yok yanımda. Ağlamayı da tek başıma yapıyorum.

O yüzden sığınağıma geldim.

Pek hoş gelmedim.

4 Eylül 2014 Perşembe

Zerap is back!


Bir sürü şey oldu.
Mesela öğretmen oldum.
Atandım.
Hatta 1 yılı bitirdim, 2.yıl başladı.
Sonra birbirimizi bulduk, hem de aynı okulda.
Nişanlandık.
Mutluyken mutlu olmaktan vakit bulup da yazamadım.
Haydi bakalım, o zamaaan İngilizce öğretmeni vs. Edebiyat öğretmeni!

8 Eylül 2013 Pazar


Benim sınavım resmen kendimim. Kendimle sınanıyorum.
Pimpirikliğimden az çekmedim. Sürekli hata yapmış olma hissiyatından, bir şeyleri eksik yapma korkusundan usandım.
Lakin her şey böyle olumsuz değil. Bir şeyleri kaybederken bir şeyleri kazanıyorum. Küçük küçük başarılarım var.
"Benim de hünerlerim var, küçücük küçümencik."

En kötüsünü düşünerek en iyisini yapıyorum. Karamsar olmak bana çok yakışıyor. Her şeyin en siyahını seviyorum. Umutsuzca beklediğim şeylerden güzel sonuçlar almak, kış geldiğinde montumu ilk giydiğim gün cebimde para bulmak kadar mutlu ediyor beni.
Yarından sonra belki de yeni bir hayat kapımda. Zorla gönderiliyoruz İstanbul'dan. Bunca yıl bugünü bekledim, bunun için okudum. Güzel bir yaşta öğretmen oldum. Daha fazla bir şey istemeye hakkım yokken ben mutlu olmaktan ziyade korkuyorum. Beni üzen bir sürü şey var. Çok zor bir dönem, inanılmaz zor bir dönem.
Sonra ben imkansızı istemedim, sadece serap diyecekti. 
Şimdi kendim için hayırlı bir hayat diliyorum.
Dünüm için de, bugünüm için de, yarınım için de çok şükür.

Not: Murat Menteş şöyle diyordu: " 'S.ktir git' yerine 'Teşekkür ederim' diyeceksin. Efendilik budur."

20 Ağustos 2013 Salı

Koku


Vaktiyle aşık olduğum roman kahramanlarının şimdi ne yaptıkları umrumda değil.
Ben hep bir sonraki okuduğumu sevdim. Sayıları giderek çoğaldı.
Kaldı ki okumaya devam edersem, korkarım ölene kadar aşık olduğum adam sayısı epey fazla olacak.

İlk okuduğum romanlardaki adamlar sanırım yakışıklıydı, en azından o zamanlar zihnimdeki fotoğrafları öyleydi.
Sonra ben biraz büyüdüm, adamlar biraz duygusal oldular. Entelektüel ve yerli yersiz çokça romantik.
Sanırım ardından biraz daha büyüdüm. Bir sonraki aşık olduğum adam türü ise çirkin, aksi, huysuz, duygusuz ve oldukça ukala idi. Yaşlandıkça kaldırabileceğim acı yükü limiti arttı, yani daha iyisini yapabileceğime inandım ve böylece daha kötüsünü sevdim. Nedense hep onları iyileştirebileceğime inandım. Dümdüz olsunlar istemedim. Düzeltebileceğim yerleri ne kadar fazla ise o ölçüde başarılı olacaktım.

Sevdiğim kusurlu hali istediğim kalıba soktuktan sonra son halini gerçekten ilk hali kadar sevebileceğimi düşünüyor olmamı aklım almıyor. Çünkü ben adamları değil de kusurlarını seviyorum, o halde absürdizmden etkileniyorum. Buna bazıları mazoşistlik de diyorlar. Yalnızca kendime karşı kibar olayım istedim.

Ben eğer acı çekmezsem güzel cümle kuramam, istediğim kadar güzel şarkı söyleyemem, hüzünlü bakarak gülümseyemem. Kısacası kendimce güzel olarak değerlendirdiğim hiçbir şeyde başarılı olamam. Olgunlaşamam. Yetmez.
Şimdi çocukla çocuk olabiliyorum, çünkü hala çok çocuğum. Benim bahsettiğim -mış gibi yapmak evresine halen gelememiş olmakla ilgili. Yaptığımın boyu yetişkinlerin yaptığı gibi "çocukla çocuk, büyükle büyük olmak" sözüne erişmiyor henüz. Bunun için daha fazla acı gerek. Yetmez.

Ayrıca yanlış anlaşılmasın, romanlardaki karakterlerden bahsediyorum. Ben kendi kendime her şeyi kurgulayabiliyorum, bir tek kokuları eksik.

Bu böyle mi gider, gerçekten bilmiyorum.
Daha kaç kez aklım gidecek ve bir tur atıp geri gelecek merak ediyorum.
Daha ne kadar içinde bolca "ben" geçen yazılar yazarım kestiremiyorum.
Sahi bir de ben "Bu gözlerin hepsi sizin mi acaba?" denilirse süblimleşiyorum.

Benim ben olmakla ilgili ciddi sıkıntılarım var.

16 Ağustos 2013 Cuma

Öyleyse

  
"Kal" diyor Serapus ve ekliyor. "En güzel sen severmiş gibi yapıyorsun."

15 Ağustos 2013 Perşembe


"Arzum, heyecanlandırılmak değil. Arzum, birlikte heyecanlanmak. Bir gün, her şeyi yaşayıp bitirmiş, yorgun değil, hala şaşıracak gücü olan biriyle. Onu da yaptım, bunu da gördüm değil; ben de yapmadım, birlikte yapalım diyenle. Aradaki mesafeyi kapatmak için koşmam gerekenle değil, birlikte yol alınabilecekle. Bir bütün haline gelmenin, durumlar, şartlar ve algılar içine sığmayacağı, zihnimi kirletmeyecek, tertemiz olanla.

Neyin ne olduğunu sormadan algılayabilmek, önemli."

10 Ağustos 2013 Cumartesi

Ya Ya Ya Ya Ben En Güzel


Söyleyeceğimiz şeyleri sadece bir cümle ile ifade etmek gibi bir kolaylık varken kendimizi uzun uzun edebi cümleler kurmaya zorlamamız ağır eşya kaldırmak gibi.
Halbuki çat diye kırabilirsin kalpleri. Bir hamlede söyleyebilirsin sevdiğini. Bir bakışla ifade edebilirsin nefretini. Yine aynı bakışla anlatabilirsin heyecanını.
İki kelimelik bir küfür çok iyi iş görür kızgınlığını açıkça belirtmek için.

Ama insanız. Biraz korkak, biraz kibar, biraz cesaretsiz. Tüm bunlar bizi yeni yeni cümleler kurmaya itiyor.
Ya da ben böyleyim en azından, lafı dolandırmayı seviyorum. Bu bazen kırmamak için oluyor, bazen kızgınlıktan, bazen heyecandan. 

Fakat yaş geçtikçe daha net olmaya başlıyor insan. Ben de eski nazik halimden gitmek istemezdim. Ama bunlar hep yorgunluk belirtileri. Önceki kurduğun cümlelerin, halinin, tavrının kerelerce işe yaramaz olduğunu tecrübe ettikten sonra yeni keşiflere çıkmak kaçınılmaz oluyor. Daha cesaretli oluyor insan, daha düşüncesiz, daha heyecansız, biraz daha sevgisiz, biraz daha mantıksız…

Önceki hayatında biraz daha deli olan ve olgunlaşmanın vaktinin geldiğini düşünen insanlarda tam tersi gerçekleşiyor. Doğru olanı da bu sanırım.
Lakin bende biraz bunun aksi gerçekleşir gibi oldu. Çocukluğunda olgunluğu seçip, 23 yaşında bu olgunluğun artık yorduğu biriyim ben. Yani öyle sanıyorum. Öyle olmasaydı geçmişte olduğum gibi daha sık tutarlı olurdum, daha kararlı olurdum. 

Kararsızlığa denk olan kötü bir şey daha yok dünyada.

Ama bu hal ara sıra hoşuma gidiyor. Şimdilik şikayetim yok. Eskiyi ve yeniyi yeri geldiği zamanlarda kullandığım sürece herhangi bir problem yok.

Bu yaşlarda korkak hayaller kurmanın ve  haddinden fazla gerçekçi olmanın adına olgunluk deniyor. Hayallere sınırlamalar getirmek, onları köşelerinden kırpmak bizi büyütüyor, yetişkin oluyoruz. Bize o kurulan hayallerin içine sığacak yer kalmıyor. Sık sık “Ben bunun neresindeyim?” diyoruz. Diyelim güzelim. Hayal dünyasında yaşamanın manası yok.
Batsın bu dünya.

Diyeceğim şu ki bu sorunlar sıkıysa teker teker gelsinler, hepsini çözeriz, sıkıntı yok.